Ana SayfaKöşe Yazısıİlahi dinlerde mizah olur mu?

İlahi dinlerde mizah olur mu?

İlahi Dinlerde mizah olur mu? Öğretici ve düşündürücü anlamda her şeyde mizah olur. Alay ve yerme düşüncesiyle yapılırsa dinlerde mizah olmaz. Deniz Göktaş adlı genç bir mizahçı, Kur’an’ımızı diline dolayarak onunla ilgili mizah yapmak istemiş. “İlk üç kitap i...

Nurettin BÖLÜK
Köşe Yazısı
Nurettin BÖLÜK
nurettinboluk@giresungazete.net
Reklam Alanı

İlahi Dinlerde mizah olur mu?

Öğretici ve düşündürücü anlamda her şeyde mizah olur. Alay ve yerme düşüncesiyle yapılırsa dinlerde mizah olmaz.

Deniz Göktaş adlı genç bir mizahçı, Kur’an’ımızı diline dolayarak onunla ilgili mizah yapmak istemiş.

“İlk üç kitap iyiydi, dördüncüsünün çevirisi zayıf. 600.yıllarda yazılmış. Daha yeni yeni yine yazılıyormuş.” gibi saçma bilgileri mizah konusu yaparak; insanlığın son kutsal kitabını alaya almış, seyirciler de bu saçma, iftiralarda içeren bilgilere gülerek, büyük bir hazla dinleyerek zevk almışlar. Mizahçı, karşısında inançsız ve de düşünme kabiliyetini kaybetmiş seyirciyi görünce daha da azıtmış.

İlk üç kitap derken sanıyorum Zebur, Tevrat ve İncil’den söz ediyor. İyiydi diyerek son Kitap Kur’an’ı güya küçük düşürmeye çalışıyor. Çevirisinin 600.yıllarda yapıldığını onunda zayıf bir çeviri olduğundan söz ediyor.

Sanki bu kitapları çok okumuş ve iyi ve zayıf diyebilme yetkisini kendinde görmüş bir alleme.

Bir defa bütün İlahi kitaplar birbiriyle ana konularda çelişmez. Hepsi İslam üzeredir. Son Kitap zaman ve ihtiyaçlara cevap olma bakımından daha da tekamüllü, kendi ifadesiyle hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kitaptır. 600. Yıllarda zayıf bir çeviriyle yazılmış ifadesi ise kişinin Kur’an’ın ne zaman indiğinden bile haberi olmadığını göstermektedir.

Mizah, yalan-yanlış iftira dolu bilgilerle olmaz. Olanı ve doğruyu pekiştirmek, hafızalarda uzun süre kalması için yapılır. Hele İlahi dinler için bu tür mizah hiç yapılmaz, yapılamaz.

Edebiyatımızda bir söz vardır. “İzahı olmayanın mizahı olur.” Kutsal kitabımız Kur’an’da Allah, “Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En’am/38) derken, mizahçı neyin eksik olduğunu görmüş?

Dinlerde İlahi kitaplarda geçen uygulamalarla ilgili düşündürücü ve öğüt verici mizahlar; her zaman yapılmıştır. Bu mizahlar, dini değerleri aşağılama yerine; pekiştirme, öğretme, düşündürme gayesi taşır.

Bu konuda çoğumuzun bildiği Bektaşi, Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa’nın dini mizahi fıkraları meşhurdur. Bu fıkralarda dini motifler işlenirken kimsenin aklına dini değerleri aşağılama horlama fikri gelmez. Dinleyen, tam tersi bir dini değerimizi fıkra ve mizahla tebessüm ederek öğrenir.

Birkaç mizahi fıkrayla konuyu daha iyi anlatmaya çalışayım.

Bektaşi’ye sormuşlar! “Erenler! Niçin namaz kılmıyorsun?” Diye. Bektaşi Allah, Nisa/43.ayette “Namaza yaklaşmayınız” buyuruyor der.  Ayeti bilen soru sahibi, “Ama ayetin ilk bölümünde sarhoş iken, okuduğunuzu anlayıncaya kadar” ihtarının olduğunu söyleyince: Bektaşi, “Ben hafız değilim, o kadarını bilmem. Benim okuduğum bölümde “Namaza yaklaşmayınız” buyurmaktadır. Ben de ona uyuyorum der.

Yine Bektaşi, İstanbul Boğazı’ndan bir kayıkla Üsküdar’a geçerken şiddetli bir fırtına kopar. Kayıkçının korkudan ödü patlar, “Eyvah, batıyoruz! Allah büyüktür, dua edin” diye bağırır. Bektaşi denizin dalgalarına bakarak kayıkçıya döner; gayet sakin: “Evet, Allah büyüktür amma, kayık küçüktür!” der.

Bir camide Bekri Mustafa vaaz dinliyormuş. Vaiz,” Kim şarap içerse yarın burnundan fitil fitil getirilecek” der. Bekri Mustafa bunu duyunca, “Oohh! Demiş. Ne âlâ, biz de doldurup doldurup çekeriz.”

Bir gün Nasrettin Hoca Çocuklar oynarken ceviz dağıtmak ister ve çocuklara sorar. “Allahtaksimi mi, kul taksimi mi istersiniz?” Çocukların hepsi Allah taksimi isteriz der. Bunun üzerine hoca, çocukların kimine iki, kimine beş, kimine bir, kimine hiç vermez. Çocuklar sızlanarak itiraz etmeye kalkınca, “Ne yapayım siz öyle istediniz, Allah kimine çok, kimine az, kimine hiç vermezi” demiş.

Yukarıda anlatılan fıkralar gibi daha yüzlerce, binlerce fıkralarda dini muamelat (hükümler) mizah konusu yapılmıştır. Ama hiç kimse ne Allah’ı ne ayetleri ne de hükümleri küçümsemeyi, dini değerlerle alay etmeyi, inkârı, iftirayı aklının ucundan bile geçirmemiştir.

Birinci fıkrada ayetin tamamı hangi hallerde namaz kılınamayacağı, İkinci fıkrada tedbirin önemini, üçüncü fıkrada, vaizin abartılı ceza hükmünü, dördüncü fıkrada ise Mutlak Adalet ölçüsü verilmiştir. Kimse Allah adaletsiz mi düşüncesine kapılmamıştır.

Dini de olsa yerinde yapılan mizah faydalıdır, öğreticidir, hafızalarımızda kalıcıdır, düşündürücüdür. Din bu tür mizahlardan korkmaz, etkilenmez.

Dinde mizah olmaz demek, mizahın öğretici faydacılığını bilmemektir.

Selam ve dua ile

 

YORUMLARYorum Yok

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.