Ana SayfaKöşe YazısıDemokrasi Kimin Çıkarını Korur?

Demokrasi Kimin Çıkarını Korur?

Demokrasi, özünde “bir yurttaş, bir oy” ilkesine dayanır. Sandık başında işçinin oyu ile patronun oyu arasında hukuken hiçbir fark yoktur. Seçmenlerin büyük bölümü ücretlilerden, emeklilerden ve dar ve orta gelir gruplarından oluşmaktadır. O hâlde doğal olarak...

Murat ÖZKAN
Köşe Yazısı
Murat ÖZKAN
muratozkan@giresungazete.com.tr
Reklam Alanı

Demokrasi, özünde “bir yurttaş, bir oy” ilkesine dayanır. Sandık başında işçinin oyu ile patronun oyu arasında hukuken hiçbir fark yoktur. Seçmenlerin büyük bölümü ücretlilerden, emeklilerden ve dar ve orta gelir gruplarından oluşmaktadır. O hâlde doğal olarak şu soru ortaya çıkar: Neden ekonomi politikaları her zaman bu çoğunluğun ekonomik çıkarları doğrultusunda şekillenmiyor?

Sorunun cevabı, siyasal eşitlikle ekonomik gücün aynı şey olmamasında yatmaktadır.

Gerçekten de seçim günü seçmenin oyu eşittir. Ancak seçimden sonraki gün, siyasal kararları etkileme imkânları aynı değildir. Üst gelir grubunda olanların seçim sonrası etkileri çok fazladır. Sermaya yalnızca oy sahibi değildir; yatırım yapar, istihdam yaratır, kredi kullanır ve kullandırır, reklam bütçelerini yönlendirir, meslek ve işveren örgütleri aracılığıyla karar vericilere ulaşır. Daha da önemlisi, yatırım yapmama veya sermayesini başka alanlara ve ülkelere yönlendirme imkânına sahiptir.

Emekçinin elindeki temel siyasal araç ise sadece oyudur.

Dolayısıyla siyasal sistem bireyleri eşit yurttaşlar olarak kabul ederken ekonomik sistem son derece eşitsiz güç ilişkileri üretebilir. Ekonomik güç de zaman içinde siyasal etkiye dönüşebilir. Liberal demokrasinin en temel gerilimlerinden biri de tam olarak budur.

Türkiye, bu çelişkinin açık biçimde görülebileceği ülkelerden biridir. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre, en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesim toplam kullanılabilir gelirin yaklaşık yüzde 48’ini alırken, en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yalnızca yüzde 6,4’tür. Böyle bir gelir dağılımında siyasal etki kapasitesi ile oyların dağılımının birbirinden oldukça farklı olması kaçınılmazdır.

Ancak mesele yalnızca zenginlerin daha güçlü olması değildir. Sermaye, güçlü ve örgütlü yapılara sahipken geniş halk kesimleri çoğu zaman dağınık ve örgütsüzdür. Türkiye’de sendikalı çalışan oranı OECD verilerine göre yaklaşık yüzde 11 düzeyindedir. Bu, çalışanların büyük bölümünün toplu pazarlık ve örgütlü temsil mekanizmalarının dışında kaldığını göstermektedir.

Üstelik seçim dönemlerinde bazı işverenlerin çalışanlarını topluca siyasi parti adaylarıyla buluşturması veya işyerlerinin siyasi propagandanın mekânına dönüşmesi, ekonomik gücün siyasal alana nasıl taşınabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu durum, modern çalışma ilişkileri içinde “köy ağası” anlayışının farklı bir biçimde yeniden üretilmesi olarak da değerlendirilebilir.

Bir sektörde faaliyet gösteren birkaç büyük şirketin ortak çıkarları söz konusu olduğunda ise bu şirketler kolaylıkla örgütlenebilir, uzmanlar çalıştırabilir, raporlar hazırlatabilir ve taleplerini doğrudan karar vericilere ulaştırabilirler. Buna karşılık milyonlarca tüketicinin veya ücretlinin kişi başına küçük görünen, fakat toplamda devasa boyutlara ulaşan ekonomik kayıplar karşısında aynı ölçüde örgütlenmesi oldukça zordur.

Siyaset biliminde buna kolektif eylem problemi denir.

Peki, bütün bu gerçeklere rağmen milyonlarca dar ve orta gelirli seçmen neden sandıkta kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket etmiyor?

Çünkü; insan yalnızca ekonomik çıkarına göre oy vermez. Kimlik, milliyetçilik, din, güvenlik algısı, liderlik, dış politika, yaşam tarzı ve parti aidiyeti gibi unsurlar da seçmen davranışını belirleyebilir. Böylece ekonomik açıdan birbirinden farklı toplumsal konumlara sahip iki kişi, aynı siyasal partiye oy verebilir.

Bunun sonucunda, ekonominin siyasal tercihleri belirlediği yönündeki basit “tencere siyaseti” açıklamasının artık pek geçerli olmadığını görüyoruz. Ekonomik koşullar seçmen davranışını mutlaka etkiler; ancak bu etki, kimlikler, değerler, siyasi aidiyetler ve güvenlik algıları tarafından sınırlandırılabilir veya başka yönlere çekilebilir.

Buradan, iktidarların yalnızca sermaye sınıfının tercihlerini yerine getirdiği sonucunu çıkarmak da doğru değildir. İktidarlar bir yandan sermayenin yatırım, üretim ve büyümeye ilişkin taleplerini karşılamaya çalışırken, diğer yandan düşük gelirli kesimlere ücret artışları, emekli aylıkları, sosyal yardımlar ve çeşitli transferler sağlayarak farklı toplumsal kesimler arasında siyasal bir denge kurmaya çalışabilirler.

Buraya kadar anlattıklarımın hiçbiri demokrasi dışı değildir. Bir iş insanının hükümete görüş bildirmesi ne kadar meşruysa bir işçinin, çiftçinin veya emeklinin taleplerini siyasal karar alıcılara iletmesi de o kadar meşrudur.

Demokratik problem ekonomik gücün orantısız siyasal güce dönüştüğünde başlar.

Bu problemin azaltılmasının en önemli koşullarından biri ise emeğin örgütlenmesidir. Çünkü örgütlenme, bireysel olarak zayıf olanların ortak çıkarlarını siyasal alanda görünür ve etkili hâle getirmelerini sağlar.

Eğer bazı toplumsal kesimler diğerlerinden daha kolay örgütlenebiliyor, karar vericilere sistematik olarak daha kolay ulaşabiliyor, mevzuatın hazırlanmasında daha fazla etkili olabiliyor ve kamu politikaları toplumun genel çıkarından çok belirli ekonomik grupların çıkarları doğrultusunda şekilleniyorsa, artık yalnızca gelir eşitsizliğinden değil, siyasal etki eşitsizliğinden de söz etmek gerekir.

Bu durum ileri bir aşamada siyaset biliminde policy capture, yani kamu politikalarının belirli çıkar gruplarının etkisi altına girmesi sorununa kadar varabilir.

Dolayısıyla demokrasinin kalitesini yalnızca seçimlerin yapılıp yapılmadığıyla ölçmek yeterli değildir. Toplumun ne kadar örgütlü olduğuna da bakmak gerekir. Toplumsal örgütlenmenin yetersiz olduğu bir yerde siyasal değişim beklemek Godot’u beklemekten başka bir şey değildir.

Sonuç olarak; demokrasinin gerçek ölçütü, yalnızca yurttaşların sandıkta eşit oy hakkına sahip olması değildir. Asıl mesele, bu eşitliğin seçim sonrasında siyasal karar alma süreçlerine ne ölçüde yansıyabildiğidir.

YORUMLARYorum Yok

DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.